3 Oyun, 3 Sahne, 3 Yorum

 3 Oyun, 3 Sahne, 3 Yorum

Herkese merhaba!

Bugün sanat ve kültürden devam etmek istiyorum. Bu yüzden geçen ay içerisinde gittiğim üç tiyatro oyununu hem tanıtmak hem de hakkındaki fikirlerimi yazmak istedim.

Oyunlar hakkında yazmadan önce tiyatro ile ilgili birkaç söz etmek, belki bana düşmez, ama iyi olur. Sanırım ortalama bir tiyatro oyununu bile her zaman çok iyi bir filmin önünde görmüş olmamın en büyük nedeni insanları canlı canlı izlemek ve bu canlı performansı sergileyebilen kişilere olan inanılmaz saygım. Evde oturup bir şey izlemek nasıl sinemanın yerini tutmuyorsa ve aşırı dağılan dikkat yüzünden asla doğru düzgün film izlenemiyorsa, sinemada izlenen bir film de benim için sahnede canlı seyircinin önünde oynan bir oyunun yerini tutamayacak.

Üniversite yıllarımda ilk kez gittiğim tiyatro oyunlarına nerdeyse âşık olmuştum. Gözlerim parlayarak izlediğim ilk oyunlardan sonra ilk kez tiyatro metinleri okumaya başladım ve bu sanat dalını uzaktan uzaktan sevmeye devam ettim. Son zamanlarda tiyatroya karşı duyduğum heyecanı yeniden yakaladım ve kendi zaman ve fiziki şartlarımı bazen zorlayarak da olsa oyunlara gitmeye karar verdim. Ankara’da olmanın özellikle iyi oyun bulma ve çıkan oyunların biletlerinin bolluğu da açıkçası bu isteğimi kamçıladı. Bu sürede daha çok oyun izleme ve bu oyunlar hakkında gülüp geçmenin ötesine geçip hem bu oyunlar hem de tiyatro hakkında daha çok düşünüp daha çok yazmaya çalışacağım.

Şimdi oyunlarımıza geçelim.

 

1.     Çıkın Evimden – Aziz Nesin / Tiyatro Actor Studio

Oyunun adı her ne kadar Çıkın Evimden olsa da bizim hem Yeşilçam’dan hem de Aziz Nesin’den hatırladığımız bir eser. Aziz Nesin’in Toros Canavarı kitabından uyarlama, içinde günümüze dair de şakalar bulunduran, Çehov’un anısına sadakatle ortaya çıkan silahın patladığı ve hem genç hem de tecrübeli oyuncuların bir arada oynadıkları bol kahkahalı bir oyundu. Ankara Arcadium AVM’de, sinema salonundan bozma bir tiyatro sahnesinde, çocukların okul tatiline de denk gelmesi sayesinde dopdolu olan salondaki seyirci de çok iyi olunca, sıkılmadan izlenen bir oyun ortaya çıkmış. Günümüzde yaşanan kiracı/ev sahibi kavgalarında tekrar gün yüzüne çıkan sorunları 1979 yılından alıp biraz da günümüze uyarlayan oyun, inanılmaz alkış ve tepki alabildi salondan. 2 perdeden oluşan oyun yaklaşık 2 saat 15 dakika kadar sürmesine rağmen zaman, sinemadaki 2 saat 15 dakikadan çok daha hızlı akıyor. Haftanın bir günü Arcadium Sahne’de oynana oyun, cumartesi günleri Actor Studio’nun asıl mekânı Panora Sahne’de sergileniyor. Panora’ya hiç gitmemiş olsam da Actor Studio ekibinin genç ve tecrübeli oyuncu harmanının her sahnede ve her seyirci topluluğu karşısında iyi iş çıkaracağına eminim.

Oyunda ayrıca, sadece bilenlerin tanıyabileceği, 1 Mahmut 1 Kezban internet dizisi ve daha sonra filmi ile ünlenen Adanalı Çılgın Serkan olarak bilinen Yunus Emre Tekin’in inanılmaz performansını canlı canlı izlemek büyük bir keyifti.

 

2.     Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü – Dario Fo / Mahir İpek, Hakan Güven, Füsun Demirel

Bilkent Ankara Sanat Tiyatrosunun (AST) sahnesinde sergilenen, İtalyan yazar Dario Fo’nun ünlü eseri Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü oyunu Mahir İpek’in başrolünde, gene günümüze de değinen şakaları ile harikaydı. Füsun Demirel’in çevirdiği ve Hakan Güven’in yönettiği oyun, Ankara’da ulaşımı çok da rahat olmayan bir yerde sergilenmesine rağmen salondaki doluluk çok iyi bir seviyede idi. Milan’da gözaltına alınan bir vatandaşın candan atılarak öldürülmesini konu alan ve bir delinin bütün bunu ortaya çıkarması ile son bulan ve İtalya’nın olmazsa olmazı Çav Bella ile sürekli coşkulanan oyun, gene çok güldürdü gene çok düşündürdü. Görece daha profesyonel ve tecrübeli oyuncuların oynamasından mıdır yoksa TV’de gördüğüm insanları canlı izlemenin keyfini almış olmaktan mıdır bilmem bu oyun bana tiyatro neden çok sevdiğimi hatırlattı. Oyundan sonra eserin kendisini alıp bir de okumak isteği olsa da tüm sahnelerin kendi hayal gücüme bırakılmadan AST’de izlediğim sahnelerin yer alacağını düşünüp vazgeçtim. Ama sanırım bitmesine biraz olsun üzüldüğüm ilk oyun oldu uzun zaman sonra. Ne Mahir İpek’in ne de emeği geçen kimsenin herhangi bir olumlu yorumuma ihtiyacı yok zaten, fakat gene de mükemele yakın bir iş çıkardıklarını söylemeliyim.

3.     Köpek Kalbi – Mihail Bulgakov / İsmail Suat Öztürk, Baran Taylan Yolalan

Ünlü Rus roman ve hikâye yazarı Mihail Bulgakov’un komik, eleştirel ve bir o kadar da fütüristik temaları içeren Köpek Kalbi adlı kısa romanının başarılı bir şekilde oyunlaştırılmış ve oynanmış bir halini izledim. Bulgakov’un özellikle Doktor Filip Filipoviç’in ağzından eleştirdiği bazı durumlar ile biraz oynayarak ve bize güncel sorunlar hakkında da başka türlü düşünmemizi sağlayan bu oyun, sadece 4 kişilik bir oyuncu kadrosu ve çok az dekor ile oldukça başarılıydı. Özellikle oyunun ilk 30 dakikasından sonra bol kahkahalı replikler ile süslenen diyaloglar oldukça ustaca hazırlanmıştı. Kitabı oyunlaştırırken, kitabın ana temalarına bağlı kalındığı ve hikâyenin de tam olarak aktarılmasına çaba gösterildiği açıkça belli olmasının yanı sıra oyun kurgusu klasik olmaktan uzaktı. Oyunlaştıran/yazan sahneyi birden durdurup bazı bilgiler vermekte, oyuncular sanki sahnede değilmişçesine aralarında tartışmaktaydı. Fakat bu kesitler o kadar iyi işlenmişti ki oyunun ruhuna ve kitabın bütünlüğü hiç zarar verilmeden başarıyla sergilenebildi.

Oyun ile ilgili iki sorun vardı. İlki, Kuğulu Park’tan sağa dönüp Şili Meydanı’nda olan Çankaya Sahnenin aşırı konforsuzluğu ve koltukların bir tiyatro düzeninden neredeyse yoksun olması izlemeyi biraz zorlaştırıyordu. İkincisi, pazar akşamından mıdır, gelen hemen hemen herkesin genç çiftler olmasından ve sahnenin önemli bir kısmının boş kalmasından mıdır bilmem ama izleyici kitlesi çok tepkisizdi ve oyunculara yeterli alkışı oyunun sonunda bile çok gördü. Sahnelerin bazılarında çok önemli vurgulu yerlerde iki üç cılız alkışa bile katılım asla sağlanmadı ve Şarik rolünü oynayan oyuncunun seyirci ile 5 kere diyaloğa girme çabası her defasında boşta kaldı. Bu oyuncuların moralini ve oynama isteklerini biraz düşürmüş olabilir. Kısaca bence bu kadar başarılı ve emek verilmiş bir oyun için tiyatronun ruhuna da uygun bir karşılık vermek en azından seyircinin görevidir. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Olan Biteni Kaçırma Keyfi Üzerine

Proust Anketi ve Benim Cevaplarım

Yüzyıllık Yalnızlık'a Veda